Lisa Hannigan

Lisa Hannigan

Lisa Hannigan

Pek çok insan var sesini duyup da etkilendiğim, ama hiç birisi de cisme bürünerek elime yapışıp beni kendi dünyasına çekiştirmemişti. (Bu kadın için çok klişe bir cümle hazırladım böyle)

İrlanda gibi bir ülkenin sırrı nedir ki müzik denince akla gelmekten öte, müziğin kendisini barındırıyormuş havası doğuruyor? Yoncalarında, sarı saçlarında mavi gözlerinde, çilli yüzlerinde olamaz herhalde sebebi.

Bu kadını ilk kendisi gibi İrlandalı Damien Rice’in şarkılarında gördüm back vokalist olarak. Ardından kendisini araştırdığımda 2009’da bir albüm çıkardığını öğrendim. Bence bu hatunu bilmemek büyük bir kayıp, öğrenin o zaman!

Sevgiler…
http://www.lisahannigan.ie/default.aspx

Ayrıca;

http://www.youtube.com/watch?v=M-gFWyh-wsU

http://www.youtube.com/watch?v=fyXmp-FiPJo

Kulağınıza Adam Gibi Bir Şeyler Girsin Yavrum

Çok üzülüyorum, ananemin bana yemek için söylediğini ben size dinlemek için söylüyorum.

Bir Dünya Kitap

Yabancı kaynakların bir dünya para olduğu bir ülkede (fiyatı için çemkirmediğimiz bir ürün var mı bu arada?) işinize yarayacak (özellikle bilimsel araştırmalarınız sırasında) yabancı kaynakları bulabileceğiniz bir internet sitesi var. Evvelce Wikipedia’dan esinlenerek oluşturulmuş Gigapedia sitesi artık Library.nu olarak hizmet veriyor.

“Yok arkadaş, ben Türkçe’den başka dilde kitap okumam” diyorsanız kucak dolusu bir sevgiyi hak ediyorsunuz. 

Dosyalar PDF formatında yükleniyor buraya siz de indirip ister bilgisayardan okur, isterseniz de bir kopya merkezine gider çıktı alırsınız, spiral, cilt falan mis olur.

Türkçe’de ısrar edenler, siz dersten sonra bi’ yanıma gelin.

Geri Döndüm LAN!

Geri dönüşümü gözlere sokmak istememden kaynaklanan galeyana gelişim yüzünden başlık olarak girmem gereken şeyi yazamadım. Başlık aslında şöyle olmalıydı:

İNGİLİZCE 101 DERSİNDEN TERK BİR İNSANIN 
İNGILİZCE BİR ŞARKI YAZARKENKİ RUH HALİ
Life is beautiful (Böyle film mi vardı lan?)
Şeyk it ap, puç yo hendz ap! Yok lan klişe bunlar, Live it up yazalım. Dur lan! Google’dan bakayım live’in up’lı kullanımı var mı, hah varmış omoğa koyyim! Süper!
Hayat güzel, gününü gün et bak takılmana dedik… Kendine de zaman ayır diyelim, google çevirir… “Take the time its” Oha çeviremedi! Ara break demek lan, basketten biliyorum ben onu! “Give yourself a break.” bu da tamam. Yuh olum şarkının yarısı bitti lan, biraz How I met your mother izleyip aksan çalışayım, yazmaya devam ederim sonra.

Örovizyon bekle lan! High Fidelity geliyor! Bu doğru gibi oldu sanki, aferin lan Google!

Yeni Yıl Gelmiş Haberimiz Yok

Bu yeni yıla bir yığın sap arkadaşla girdim. Öpüştük, tokalaştık, yeni yılda kartpostallarda yazdığı gibi sağlık ve başarı diledik birbirimize. Sonra azıttık saplıktan dolayı sanırım, barfiks falan çektik , “ohararhara” diye gülüştük. Uyuduk sonra…
Bu sap arkadaşlara şarkı hediye etmek istiyorum. Eminim onlar klipteki hatuna odaklanacaklar. 
Öperim.

Beyin Boşaltım İstasyonu

Kaç geceler boyu huzur bulmuştum onlarla, kaç kere gerilmiş ruhumu bir tellal gibi yumuşattılar şimdiye kadar sayamam. Bir akvaryumun içinde oradan oraya sebepsizce ve malak bakışlarla geziyorlar, yem verdiğin zaman da sanki kıtlıktan çıkmışçasına o pis kokulu yemlere saldırıyorlar.  Ne zaman akvaryumun başına otursam, o sağa sola salınan kıvrak bedenlerini izlemeye daldıkça sanki kendimi onların yanında, su altındaymışım gibi hissettim hep. Sabit gözleri, çeşit çeşit ve suyun içinde kırılan ışıkla iyice parlayan renkleri sanki hipnotize ediyor insanı. 

İşte yine huzura ihtiyaç duyduğum bir anda beynimin boşaltım istasyonu olarak kullandığım akvaryumun önüne çektim sandalyemi, elimde koyu bir kahve ile bacaklarımı akvaryumun alıtnda duran masaya uzattım ve başladım ayinime. Bir on dakka huzur katsayım oldukça yüksek seviyelerde seyrederken aniden başımın zonklamaya, gözlerimin kararmaya başladığını hissettim. Gördüğüm, bir balığın götünden sarkan yaklaşık 10 santimetre uzunluğundaki o ipimsi boktan başka bir şey değildi. Bütün ambiyansın içine etti işte o şişman balık! Tam gerçek huzura ulaşacakken hem gerçek anlamda hem de mecazi anlamda sıçtı hayvan her şeyin içine! 
Al bir daha sana yem!

Time is Running Out ya da Vakit Tamam Hemşerim

Asker olduğumçün sırf askerlikle ilgili bilgilerim taze diye yazıyorum “yok şöyle oldu, yok efendim böyle oldu” diye, önce bunu bir belirtmek isterim. Zira kapısından çıktıktan sonra çok fazla dillendirmeye niyetim yok bir 50 yaşına kadar. Bu süreye kadar bir özet geçmekte fayda var, ki zaten 50-60 arası bolca ısıtıp ısıtıp anlatırım bunları ben, biliyorum kendimi.

Askerlik çok acayip bir duygu haline bürünüyor her gün. Sap sapa bu kadar yakın olacağım bir ortama tekrar girmek istemem doğrusu. Yüce rabbim her gün bir sınamaya sokuyor bizleri, sözlüye “nasıl olsa çıkmam” diye başımı sıraya doğru eğip, bunun hemen akabinde öğretmen – o sıralar hocalarımız öğretmendi – tarafından tahtaya kaldırılıp, cevabı bilinmeyen sorular neticesinde heyecan ve terlemenin yaşanması gibi bir şey tanrımın sınavı da. Yoruyor… 

Bir kere şey çok kötü koyuyor sana, körpecik ast subaylar tarafından emir almak. Hayır, tamam emir alırsın, bu gayet normaldir ama şimdi 20 yaşlarında bir bebenin gelip de “Oğlum şunu şöyle yap” demesi, bir de bunu bir baba şefkati  ile buyurması, 26 yaşına girmeye ramak kalmış bir Burak için yıkıcı bir darbe niteliği taşıyor. Çok fecî!

Muhabbetin önemi ise bambaşka burada, değinmeden geçmemek lazım. Komutanlar ile muhabbetin doyurucu, onları besleyici ise bir saygınlık kazanıyorsun. Terazine tıklıyor adamlar, emeğe saygı, paylaşıma devam diyorlar ve bunun ekmeğini çarşı izinlerinde, evci izinlerinde ve daha birçok durumda yiyorsun. Ama bu aydınlatma işi herkeste aynı etkiyi bırakmıyor, bazıları “Bağane moğakoyyim” tadında yaşıyor hayatı ve bilmediği bir şeyi öğrenmek, daha doğrusu bir şeyi bilmediğini öğrenmek bu adamlara öyle kokuyor ki, anlatamam. Ya da anlatabilirim ama gerek yok, çok koyuyor kısaca.

Bir de rütbelilerin (maaşlı olanlar, benim de rütbem var, çavuşum bizzat. tamam sustum) çoğu bu hayattan pek memnun değiller, ya da beni yiyorlar. Ben hesapladım, yılın 1 ayında adam gibi çalışıyorlar toplasan. Ama şark görevi falan, sürekli taşınmalar, yer değiştirmeler gerçekten hoş değil. Buradan TSK’ya sesleniyorum!: N’aber? Benim askerlik bitiyo oğlum, ben giderim sen daha askercilik oynarsın buralarda!

Nato’ymuş da seçkin birlikmiş de. Hacı askerlik her yerde aynı, Istanbul’da şehrin göbeğinde, gökdelenlerin arasında daha da bir koyuyor insana askerlik yapmak, cidden bak! Doğu’da askerlik yapan poşet arkadaşlar, bitirdiniz ha askerliği lan! Sizinki de askerlik, bizimki de. Valla bak.

Öpücükler ve arzlar.
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.